Yazar

Cahit Nasırlı

Yayınevi

Türkiye Ormancılar Derneği

Yayın Tarihi

2025-05-01

Kategori

Bilim


ISBN

9786259751962

Dil

Türkçe

Sayfa Sayısı

120

Boyut

13.5 x19.5 cm

Açıklama

ÖNSÖZ'den

Yetmişli yıllarda Türkiye ormanlarının içinde ve bitişiğinde 10 milyon insan yaşamaktaydı. Tarih boyunca çeşitli medeniyetlere ve savaşlara sahne olmuş ormanlarımızın yarıdan fazlası bozuk karakterdeki ormanlara dönüşmüştü. Başta Celâlî İsyanları olmak üzere, çeşitli nedenlerle orman içine pek çok insan yerleşmişti. Ülkenin en fakir, kırsal alanda yaşayan nüfusun, en geri kalmış kesimini oluşturan orman köylüleri ile ormancılığımız arasında sorunlar çoktu. Orman işletmeciliğinin ilk yıllarından beri, çeşitli ormancılık faaliyetleri orman köylülerine iş olarak verilmiş, bu köylülerin geçimleri desteklenmek istenmişse de, bir türlü kapanmayan gelir açığını telafi etmek üzere ve istemeyerek de olsa, orman içine yerleşme, tarla açma, kaçakçılık, yangın çıkarma vb. orman suçları işlenmekteydi. Bu suçlarla mücadele ederken, orman teşkilatı birçok şehit verdi.

Önceleri orman köylülerinin işledikleri bu suçlara karşı cezai hükümlerle mücadele edildiği bir gerçektir. Yılların tecrübesiyle birlikte, orman suçlarının yalnız cezai hükümlerle önlenemeyeceği gerçeği görülmeye başlandı. 1970 yılına gelindiğinde önce ilk defa bir Orman Bakanlığı kuruldu, ardından Orman Köy İlişkileri Genel Müdürlüğü (ORKÖY) isimli bir ormancılık örgütü oluşturuldu. Aslında bu kuruluş ormancılığımız için bir paradigma değişimiydi. ORKÖY; orman köylülerinin sorunlarının ancak planlı ve projeli yaklaşımla çözülebileceği düşüncesiyle, ilçe kalkınma planları hazırladı, köylü aileleri ve kurdukları kooperatifleri destekledi. Önceleri tekil üretim tesislerine destek verirken, zamanla Köykent örneğinde somutlaşan bölgesel gelişim projelerine yöneldi. Orman Genel Müdürlüğünün sosyoekonomik kökenli sorunlarına da, ağaçlandırma ve erozyon kontrolü projelerine de destek olmaya çalıştı. Ormancılık ve kırsal kaynakların etkin yönetimi için gerekli optimal bir nüfusun kırda fakat kalkınmış bir şekilde yaşamasını sağlarken, kentlere yönelmiş düzensiz göçün olumsuz etkilerinden ülkeyi korumaya çalıştı. Aslında, benim de aralarında bulunmaktan her zaman onur duyduğum, ormancılığın sosyal yanında çalışmak isteyen, bu alanı kendilerine uzmanlık alanı seçen geniş bir meslektaş grubunun, ORKÖY’cülerin oluşmasının da yolunu açtı. Anayasa’nın 169 ve 170. Maddeleri halen geçerliyken ve bu maddelerin gereğini yapabilmek için ORKÖY gibi bir kuruma açıkça ihtiyaç duyulmaktayken, 12 Eylül askeri darbesiyle başlayan süreçte önce küçültüldü ve ardından bir kapanma yaşadı. 1992 yılında yeniden açılsa da, bu defa yaşanan sivil görünümlü zihniyet değişimi nedeniyle 2010 yılında bir daha kapatıldı. Daire başkanlığına dönüştürülmesi aşamalarında yapılan, liyakattan uzak politik atamalarla orman köy ilişkileri alanına hiçbir yeni bakış açısı getirilemedi, zamana uygun ve geleceği ışık olacak bir vizyon üretilemedi. Bugün yaşanan orman yangınlarının genişlemesi sorununda da, kırda işçi bulamayan orman işletmeleri probleminde de, kentteki insanın aşırı pahalı tarımsal ürün tüketme sıkıntısında da, yaşanan ORKÖY deneyiminin payı var. İnsan ile orman ilişki içerisinde oldukça, ormancılığın sosyal bir boyutu olmak zorundadır ve ORKÖY deneyiminin hem günümüz hem gelecek kuşaklarca iyi bilinmesi gereklidir.