Yazar

Sevgi Gönül

Yayınevi

Vehbi Koç Vakfı

Yayın Tarihi

2003-10-26

Kategori

Anı


ISBN

978-9752960473

Dil

Türkçe

Sayfa Sayısı

325

Boyut

22 x 30.5 cm.

Açıklama

Sevgi Gönül'ü, 2003 yılının 11 Eylül'ünü 12 Eylül'e bağlayan gece yarısını birkaç dakika geçe kaybettik.

Birbirinden değişik uğraşlarla oldukça dolu yaşadığı ama vakitsiz noktaladığı hayatının son iki yılına köşe yazarlığını da sığdırmış ve çok okunan, yazdıkları ses getiren bir yazar olmuştu.

Aramızdan ayrılmasıyla ailesi ve dostları Sevgi'lerini, İş dünyamız önemli bir mensubunu, kültür hayatımız son dönemlerdeki en büyük patronunu, yani sanat koruyucusunu kaybederken, yazı hayatımızdan da bir yıldız kayıyordu.

Sevgi Gönül'ün Hürriyet Gazetesi'ndeki Sevgi'nin Diviti köşesinde 17 Haziran 2001 ile 20 Temmuz 2003 tarihleri arasında yayınlanmış olan bütün yazıları, bu kitapla bir Sevgi Gönül Külliyatı halini almış bulunuyor.

Sevgi Gönül, kendisini sevenlerin gönüllerinde sevgi dolu hatırasıyla yer tutmaya devam ederken, renkli ve esprili kişiliğini aksettirdiği ama külliyat halinde yayınlandığını maalesef göremediği yazılarıyla ve hayatının her ânını yansıtan fotobiyografisiyle, bizlere bundan böyle kitaplıklarımızdan da gülümseyecek.

...

Semahat ARSEL (ablası)

İki sefer yazar, bırakırsın demiştim.

Sevgiciğim çocukluğundan beri bizlerden değişiktin. Daha otonom, daha cesurdun. Her yönü ayrı parlayan prizmalara benzetirdim seni. Son nefesine kadar ömrün öğrenmekle ve olayları incelemekle geçti. Son yıllarda bir de yazarlığın çıktı meydana. Pazarları Hürriyet'in ilavesinde yazacağını anlatınca alay ettim. ‘‘Hiç başlama Sevgi, bir sefer yazarsın, iki sefer yazarsın, sonra bırakırsın.’’ diye uyardım. Cevaben ‘‘Ne kadar negatifsin.’’ dedin ve ‘‘Sevgi'nin Diviti’’ne devam ettin. Doğan hastanedeyken bile bütün yorgunluğuna ve üzüntüne rağmen yazılarını ihmal etmedin. Ta ki Doğan'ı kaybedene kadar. Sevgiciğim şimdi sensiz hayatım bomboş ve renksiz.

Rahmi M. KOÇ (ağabeyi)

Babamın başını öper, ‘Hey Bab’ derdin.

Keşke bu kitap basılmasaydı, keşke bu yazıyı yazmak durumunda kalmasaydım. Küçüklüğünden beri sen bizden değişiktin. Dobraydın, babamı başının tepesinden öper, ‘‘Hey Bab’’ derdin. Babam da kızmaz, gülerdi. Ailemizin bazı geleneklerini sen değişime uğrattın. Partiye girdin, Belediye Meclis üyesi oldun, gazetede yazı yazmaya başladın. O kadar güzel içini döküyor ve samimi yazıyordun ki, okurların her hafta yazını merakla ve heyecanla bekliyorlardı. Evvel Allah mevzu bakımından hiç sıkıntı çekmedin. Tabii Doğan eniştenin arkasından yazdığın son yazı da bir nevi ‘‘Grand Finale’’ oldu. Bu yazıyı defalarca okudum. Fevkalade uyumlu bir çifttiniz, maalesef aramızdan ayrıldınız. Bizi öksüz bıraktınız.

Suna KIRAÇ (kız kardeşi)

Sevgisiz kaldım.

Seninle ikiz gibi büyüdük. Hatta bir ara annem bizi bir örnek giydirirdi. Sen hareketli ve gözükaraydın, ben ise temkinliydim. 1 Şubat 1998'de bana teşhis konduğundan beri hep benimle oldun. Seni kaybedince 'sevgisiz' kaldım. Meğer sen çok yönlü, renkli kişiliğinle ailede ışık saçan, sevgi dağıtan bir aile ferdiymişsin. Şimdi koltuğun boş kaldı.

Ömer M. KOÇ (yeğeni)

Keşke bu kitap daha kalın olsaydı.

Biricik Sevgiciğim, yazarlık senin çok yönlülüğünün son ifadesi idi. Yavaş yavaş bu işe ısındın, yazıların iyileşti. Dodo'nun ameliyatı için Cleveland'da olduğumuz zaman o en üzüntülü, en kasvetli anlarda bile kesif sigara dumanı içinde bilgisayarında haftalık yazılarını yazmayı ihmal etmedin. Her pazar sabahı, ‘‘Sevgiciğim bu hafta ne yazmış?’’ diye heyecanla bakardım. Keşke bu kitap yıllar sonra basılsa, keşke çok daha kalın olsaydı. Biz üç kardeş, senin sıcak muhabbetini, desteğini her zaman arkamızda hissettik. Seni çok ama çok özlüyorum.